Hep ayni seyler sevgili gunluk. Kar yagdi, gunes acti, kiraz ciceklendi, ot oldu, bok oldu. Istanbul oldu arada, Eminonu oldu bir de. Sonra gene bura oldu, burada pek bir heyecan yok, ama heyecana ihtiyac da yok. Burda acayip bir durgun/dingin/sakin/lakin bir hayat. Annem pilaki yapardi ne guzeldi, ben kucukken annem ne guzeldi. Ben kucukken bizim evin ardindaki top sahasi amma buyuktu, ben kucukken benden baska herkes cok buyuktu, ben kucukken bir sabah cok usudum, atkimi kaybettim okulda, annem ceza olsun diye beni okula atkisiz gonderdi. Kar yagiyordu, ben kibritci kizdan beter bir halde, dunya ustundeki en zalim anneye sahip olduguma kanaat getirdim yolda okula dogru yururken, bir daha o kanaatim hic degismedi. Simdi bi cocugum olsa onu cok severim gibi geliyor. ama bir yandan da o cocugu yapmayacak kadar cok seviyorum cocuk sahibi olmak hayelini. Cok mu uzulurum, belki cok. Simdikinden daha cok uzulmek de var. Anacim uzulucem diye birsey yapmayinca daha cok uzuluyor insan, ben sana soyleyeyim. Dunyanin hayhuy’u derler ya, hay da bir huy da aslinda, ama simdi herkes herseyle alay ediyor. Bunca alay edilsin istemiyorum ben oysa. Bilgisayarin ustunden kirmizi-beyaz bir kedi gecti, gordun mu ayak izlerini?